Son yıllarda Türkiye'de üniversite tercih dönemleri adeta tek bir meslek etrafında şekillenmeye başladı: Tıp. Tercih sonuçları açıklandığında sosyal medyada en çok alkışlanan öğrenciler tıp fakültesini kazananlar oluyor. Buna karşılık bilgisayar mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği, fizik, matematik, kimya, biyoloji, ekonomi veya temel bilimleri tercih eden öğrenciler ise çoğu zaman "puanını boşa harcadın", "o zekâyla neden tıp yazmadın?" gibi eleştirilerle karşılaşıyor.
Oysa bu bakış açısı yalnızca bireyler için değil, ülkenin geleceği açısından da ciddi bir hata barındırıyor.
Bir toplumun en başarılı öğrencilerinin büyük çoğunluğunu tek bir mesleğe yönlendirmesi, ilk bakışta mantıklı görünebilir. Ancak ekonomi ve iş gücü piyasaları böyle işlemez. Bir alanda arz hızla artarken talep aynı hızda büyümüyorsa, zaman içinde o mesleğin ekonomik avantajı da kaçınılmaz olarak azalır.
Bugünün Kazancı, Yarının Garantisi Değil
Bugün tıp mezunları Türkiye şartlarında birçok mesleğe göre daha güvenli bir gelir elde edebiliyor. Yeni başlayan pratisyen hekimlerin, nöbetler ve ek ödemeler dâhil edildiğinde aylık gelirleri çoğu zaman 120.000-180.000 TL bandına ulaşabiliyor. Uzman hekimlerde bu rakam branşa, çalışılan kuruma ve nöbet yoğunluğuna göre 180.000 TL'nin oldukça üzerine çıkabiliyor. Ancak bu ortalamalar bugünün şartlarını yansıtır; geleceğin garantisi değildir.
Çünkü her yıl on binlerce yeni doktor mezun oluyor. Kontenjanlar uzun yıllardır sürekli artırılıyor. Sağlık hizmetlerine olan ihtiyaç elbette devam edecek; ancak doktor sayısı nüfus artışından ve sağlık yatırımlarından daha hızlı büyürse, çalışma koşulları, ücretler ve mesleki rekabet de bundan etkilenecektir. Ekonominin temel kuralı burada da geçerlidir: Bir alanda arz arttıkça, aynı hızda yeni talep oluşmuyorsa denge değişir.
Asıl Mesele: Teknoloji Üretme Kapasitesi
Asıl üzerinde durulması gereken konu ise bundan çok daha önemlidir.
Türkiye'nin en yüksek akademik başarı gösteren öğrencilerinin önemli bir bölümünü yalnızca sağlık sektörüne yönlendirmesi, teknoloji üretme kapasitesini zayıflatma riski taşır. Dünyanın teknoloji devleri; güçlü bilgisayar mühendisleri, elektronik mühendisleri, matematikçiler, fizikçiler, yapay zekâ araştırmacıları, malzeme bilimcileri ve girişimciler sayesinde ortaya çıktı. Bugün kullandığımız akıllı telefonlardan yapay zekâ sistemlerine, uydu teknolojilerinden çip üretimine kadar hemen her yeniliğin arkasında bu alanlarda çalışan insanlar bulunuyor.
Bir ülkenin en parlak beyinlerinin büyük kısmı yalnızca hastanelerde görev yaparken; laboratuvarlarda, araştırma merkezlerinde, savunma sanayinde, yazılım şirketlerinde, yarı iletken teknolojilerinde ve ileri mühendislik projelerinde aynı insan kaynağını bulamaması uzun vadede teknolojik bağımsızlığı da olumsuz etkileyebilir.
Tıbbı Küçümsemek Değil, Dengeyi Aramak
Elbette burada tıp mesleğini küçümsemek gibi bir amaç yoktur. Doktorlar toplumun en önemli meslek gruplarından biridir ve iyi yetişmiş hekimlere her zaman ihtiyaç vardır. Ancak bir ülkenin yalnızca iyi doktorlarla kalkınması mümkün değildir. Aynı zamanda iyi mühendisler, bilim insanları, yazılımcılar, matematikçiler, fizikçiler, biyoteknoloji uzmanları ve girişimciler de yetiştirmesi gerekir.
Ne yazık ki Türkiye'de meslek seçimi giderek ilgi ve yetenekten çok maaş odaklı yapılmaya başladı. Ailelerin önemli bir kısmı çocuklarına "garanti meslek" olarak yalnızca tıbbı gösteriyor. Oysa mutlu olmadığı bir alanda çalışan başarılı öğrencilerin sayısı hiç de az değil. Üstelik ekonomik dengeler sürekli değişiyor. Bugün en kazançlı görünen meslek, on beş yıl sonra aynı avantajı sunmayabilir.
Üniversite tercihleri bir yarışın kupası değildir. Yüksek puan alan herkesin tıp yazması gerektiği düşüncesi, hem bireysel özgürlüğü hem de ülkenin bilimsel çeşitliliğini zedeleyen yanlış bir anlayıştır. En yüksek puanlı öğrencilerin bir kısmı yapay zekâ araştırmacısı, bir kısmı matematikçi, bir kısmı fizikçi, bir kısmı girişimci, bir kısmı mühendis olmalıdır. Çünkü güçlü ülkeler tek meslek grubuyla değil; farklı alanlarda üreten, araştıran ve yenilik geliştiren insanlarla inşa edilir.
Belki de üniversite tercih dönemlerinde sormamız gereken soru şudur:
"En yüksek puanlı öğrenciler tıbbı mı seçti?"
yerine,
"Türkiye'nin en başarılı gençleri hangi alanlarda ülkeye değer üretecek?"
sorusunu sormaya başlamanın zamanı gelmiştir.