Her yıl LGS ve TYT-AYT sonuçları açıklandığında aynı manşetlerle karşılaşıyoruz: "LGS şampiyonları", "YKS şampiyonları"...

Hayır. Şampiyon belli olmadı. Sadece sınavda en yüksek puanı alan öğrenciler açıklandı.

Bu iki kavram arasındaki fark, yalnızca kelime tercihi değildir; eğitime bakış açısını şekillendiren önemli bir zihniyet meselesidir.

Şampiyonluk, sporun, turnuvaların ve doğrudan rekabetin kavramıdır. Bir rakibini eleyerek, final oynayarak veya ligi zirvede tamamlayarak şampiyon olursunuz. LGS ve TYT-AYT ise milyonlarca öğrencinin akademik yeterliliğini ölçmeye çalışan merkezi sınavlardır. Bu sınavlarda "birinci" olursunuz, "tam puan" alırsınız; ama şampiyon olmazsınız.

Peki Neden Israrla "Şampiyon" Deniliyor?

Çünkü bu ifade daha çok ilgi çekiyor. Medya için daha güçlü bir başlık, daha fazla tıklanma ve daha fazla etkileşim anlamına geliyor. Eğitim ise fark edilmeden bir spor organizasyonu gibi sunuluyor. Böylece bilgi, öğrenme ve akademik gelişim ikinci plana itilirken; gösteri, sıralama ve sansasyon öne çıkarılıyor. Bu, Türkiye'deki medyanın da niteliksizliğinin, genel ülke durumuna benzer bir yansıması olarak görülebilir.

Bu dilin en büyük zararı ise milyonlarca öğrenciye veriliyor. Başarı, yalnızca birkaç kişinin ulaştığı zirve olarak sunuluyor. Oysa hedeflediği üniversiteyi kazanan, istediği liseye yerleşen veya kendi imkânlarıyla önemli bir gelişim gösteren binlerce öğrenci de başarılıdır. Eğitim, sadece birincilerin hikâyesinden ibaret değildir.

Toplumun Başarı Algısı Nasıl Sığlaşıyor?

Üstelik "şampiyon" söylemi, sınav başarısına olduğundan farklı bir anlam yükleyerek toplumun başarı algısını da sığlaştırıyor. Sanki eğitim sisteminin amacı düşünen, üreten ve sorgulayan bireyler yetiştirmek değil de her yıl birkaç "şampiyon" çıkarmakmış gibi bir atmosfer oluşturuluyor. Bu sığlık, ülkenin her kademesindeki işlere yansıdı ve buna mümkün olduğunca karşı çıkmak gerekli.

Bu yaklaşımın başka bir sakıncası daha var. Merkezi sınavlar zaten öğrenciler üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturuyor. Bir de üzerine spor terminolojisi eklenince sınavlar adeta bir dünya kupası finaline dönüşüyor. Kazanan birkaç kişi alkışlanıyor, geri kalan yüz binlerce öğrenci ise haksız biçimde kendini başarısız hissetmeye itiliyor.

Doğru Söylem Ne Olmalı?

Elbette sınav birincileri takdir edilmeli, emekleri görünür kılınmalıdır. Ancak bunu yapmanın yolu, gerçeği çarpıtan kavramlar üretmek değildir. "Türkiye birincisi", "tam puan alan öğrenci" veya "en yüksek puanı elde eden aday" ifadeleri hem doğruyu anlatır hem de eğitimi gereksiz bir rekabet gösterisine dönüştürmez.

Eğitimden şampiyon çıkarmaya çalışmak, artık medyanın ve kamuoyunun terk etmesi gereken bir alışkanlıktır. Ama ortalıktaki genel vasatlığa bakılırsa, bu alışkanlığın yakın zamanda değişeceğine dair pek bir umut yok.